|
İnsanımız eski çağlardan beri süslenmek gayesi güderek takı kullanma ve imal etme merakına sahiptir. Bu merakı gidermeye çalışırken süslenme yanında nazar, büyü gibi bazı inançlannı da tatmin etmeye devam etmiştir. Geleneklere bağlı olarak sürdürülen gümüş işlemeciliği sanatı giderek zayıflamaya yüz tutmuştur. Kültürel değişmeler takı üretimini ve kullanımını da etkilemiştir.
Van'da çok ileri bir düzeyde olan gümüş işleme sanatı hakkında günümüzde pek bilgi yoktur. Envanter yokluğu, halkın gelir düzeyinin düşük olması nedeni ile elinde bulunan eskiye dayalı kıy¬metli gümüş takılarını satarak elden çıkartması günümüzde bu işleme sanatı ile ilgili bilgilerin yok olmasına sebep olmuştur.
Anayurdu Kafkasya bölgesi, Dağıstan olan savatçılık, Osmanlı’da 150 yıl kadar altın devrini yaşadı. Tarihi kaynaklarda Osmanlı döneminde 900 ayar gümüşe tuğra vurma yetkisi İstanbul dışında sadece Van'daki savat ustalarına verildiği ifade edilmektedir. 20.Yüzyılın başlarında Van’da 120 dükkânda 400 dolayında savat ustası ve kalfası vardı. Ayrıca Sivas, Erzincan, Trabzon ve Samsunda da bu zanaat çok gelişmişti. Öyle ki savatlı Türk tabakaları tüm Avrupa’da özellikle de Paris kuyumcularında kendine yer edinmişti. Ancak özellikle Ermeni ustaların Van'ı terk etmeleri ile savat işçiliği de yok olmuştur. Savat bugün Yüzüncü Yıl Üniversitesinin desteğiyle Van’da ve yine Eskişehir’in Alpu ilçesinde aslına uygun olarak yapılmaya devam etmektedir. Yeniden yapılan aslına uygun Van kemerleri, bilezikler, kolyeler gerdanlıklar yine halkın beğenisini kazanmaya başladı. Toplumun yeniden kültürüne ve sanatına ilgisi, sahip çıkması bu sanatın gelişmesinde büyük katkı sağlayacaktır.
|